pek izlemeye gönüllü değildim başlarda, ancak aldığı ödüllerin hürmetine bir bakmak istedim.
film açılır açılmaz muhteşem sanat yönetimi ile sizi içine çekiyor ve sırf bu yüzden sıkılmıyorsunuz. izledikçe bu frankenstein'ın diğer varyasyonlarından olan farkını daha iyi anladım. film bence geleceğin kültü olabilir. şimdi biraz filmi yorumlayacağım, orta derecede spoiler içerir.
filmde dinamik bir metafor kalıbı var. yaratık gerek varoluş süreci gerek bilinç kazanma süreciyle insanın oluş sürecinden bahsediyor. oluş dediğim binlerce yıllık fizyolojik ve psikolojik evrim. yaratık oluşturulurken kullanılan kadavralar insanın kendini kurarken kullandığı ölülerden miras aldığı fizyolojidir. yaratığın kafasının karışık olması durumu da yine bu ölülerden alınan geçmiş kimlikler, kültürler, deneyimlerdir. yaratık ilk başlarda viktor'u çok sever ve mutludur. ancak zekası çok geridedir. bilinç kazandıkça akıllanmaya başlar, akıllandıkça acı çekmeye başlar ve yaratıcısına kin duyar.
güzeller güzeli lady elizabeth(kadın gerçekten çok güzel) ise hayatın kendisini temsil ediyor. hayat gibi çekici ve çok güzel. hem viktor hem de yaratık kadına ulaşmaya çabalar. yaratığın ilk başlarda kadınla arası iyidir, ancak yaratık zeki olmadığı için kadın ondan uzaklaşır. viktor akıllıdır, ancak çok plancı olduğu için kadın ondan uzaklaşır. ikisi de değerini anladıklarında kadın ölür. bir iki replik var kullandığı, yazmadan edemeyeceğim.
"yitirilmek ve bulunmak, aşkın ömrü budur işte. bu kısacık sürede kendi trajedisi içinde aşk ölümsüzleşir" (burada gözlerim dolduğu için durdurmak zorunda kaldım filmi)
"fikirler zayıf zihinler için tehlikelidir"
gelelim viktor'a. viktor'u teolojik bağlamda tanrı olarak okuyabiliriz, insanın içindeki tanrı olarak okuyabiliriz, veya daha sığ olmakla beraber insanın içindeki kibir olarak okuyabiliriz. veya hepsini aynı anda içeren dinamik bir kalıba sokabiliriz. ben en son seçeneği seçiyorum. viktor bazı yerlerde tanrıdır, bazı yerlerde insanın kibridir, bazı yerlerde anlam arayan insandır. ana motivasyonu ise yarattığı yaratıkla aynıdır, yani kendi yaratıcısına meydan okumak. ancak detaylar konusunda emin olamadığım için bu paragrafla bırakayım viktor'u
toparlayacak olursak, del toro'nun filmi, yaradılış krizini, yaradılış trajedisini bana göre en iyi ifade eden frankenstein filmi olmuş.
film açılır açılmaz muhteşem sanat yönetimi ile sizi içine çekiyor ve sırf bu yüzden sıkılmıyorsunuz. izledikçe bu frankenstein'ın diğer varyasyonlarından olan farkını daha iyi anladım. film bence geleceğin kültü olabilir. şimdi biraz filmi yorumlayacağım, orta derecede spoiler içerir.
filmde dinamik bir metafor kalıbı var. yaratık gerek varoluş süreci gerek bilinç kazanma süreciyle insanın oluş sürecinden bahsediyor. oluş dediğim binlerce yıllık fizyolojik ve psikolojik evrim. yaratık oluşturulurken kullanılan kadavralar insanın kendini kurarken kullandığı ölülerden miras aldığı fizyolojidir. yaratığın kafasının karışık olması durumu da yine bu ölülerden alınan geçmiş kimlikler, kültürler, deneyimlerdir. yaratık ilk başlarda viktor'u çok sever ve mutludur. ancak zekası çok geridedir. bilinç kazandıkça akıllanmaya başlar, akıllandıkça acı çekmeye başlar ve yaratıcısına kin duyar.
güzeller güzeli lady elizabeth(kadın gerçekten çok güzel) ise hayatın kendisini temsil ediyor. hayat gibi çekici ve çok güzel. hem viktor hem de yaratık kadına ulaşmaya çabalar. yaratığın ilk başlarda kadınla arası iyidir, ancak yaratık zeki olmadığı için kadın ondan uzaklaşır. viktor akıllıdır, ancak çok plancı olduğu için kadın ondan uzaklaşır. ikisi de değerini anladıklarında kadın ölür. bir iki replik var kullandığı, yazmadan edemeyeceğim.
"yitirilmek ve bulunmak, aşkın ömrü budur işte. bu kısacık sürede kendi trajedisi içinde aşk ölümsüzleşir" (burada gözlerim dolduğu için durdurmak zorunda kaldım filmi)
"fikirler zayıf zihinler için tehlikelidir"
gelelim viktor'a. viktor'u teolojik bağlamda tanrı olarak okuyabiliriz, insanın içindeki tanrı olarak okuyabiliriz, veya daha sığ olmakla beraber insanın içindeki kibir olarak okuyabiliriz. veya hepsini aynı anda içeren dinamik bir kalıba sokabiliriz. ben en son seçeneği seçiyorum. viktor bazı yerlerde tanrıdır, bazı yerlerde insanın kibridir, bazı yerlerde anlam arayan insandır. ana motivasyonu ise yarattığı yaratıkla aynıdır, yani kendi yaratıcısına meydan okumak. ancak detaylar konusunda emin olamadığım için bu paragrafla bırakayım viktor'u
toparlayacak olursak, del toro'nun filmi, yaradılış krizini, yaradılış trajedisini bana göre en iyi ifade eden frankenstein filmi olmuş.