z kuşağı
neden önemlisin ve kendini önemsemelisin biliyor musun z kuşağı?

çünkü hırsız ve hain siyasetçiler kendi kuşakları ve üst kuşakların duygularını tahmin edebilir, hareketlerini öngörebilir. bu kuşakları nasıl kontrol edebileceğini bilirler ve istedikleri gibi at koşturabilirler. ama alt kuşaklar için bu böyle değildir.

alt kuşakların muhalif faaliyetleri her zaman için 10 kat 20 kat daha fazla korkutucudur. sizleri velet çocuk diye aşağılamaya çalışırlar sırf bu korkuları sebebiyle. bunlara kanmayın, kendinizi daha fazla ciddiye alın.

bizden önceki kuşak bizden çok daha kötüydü. bizim üst kuşağımızda protesto eylemi terör eylemiyle eşdeğer bir şeydi mesela. bizim kuşak bu sert kuralları esnetti ve sizleri yetiştirdi. şimdi sizin sıranız, şimdi sorumluluk sizde.
frankenstein - del toro
pek izlemeye gönüllü değildim başlarda, ancak aldığı ödüllerin hürmetine bir bakmak istedim.

film açılır açılmaz muhteşem sanat yönetimi ile sizi içine çekiyor ve sırf bu yüzden sıkılmıyorsunuz. izledikçe bu frankenstein'ın diğer varyasyonlarından olan farkını daha iyi anladım. film bence geleceğin kültü olabilir. şimdi biraz filmi yorumlayacağım, orta derecede spoiler içerir.

filmde dinamik bir metafor kalıbı var. yaratık gerek varoluş süreci gerek bilinç kazanma süreciyle insanın oluş sürecinden bahsediyor. oluş dediğim binlerce yıllık fizyolojik ve psikolojik evrim. yaratık oluşturulurken kullanılan kadavralar insanın kendini kurarken kullandığı ölülerden miras aldığı fizyolojidir. yaratığın kafasının karışık olması durumu da yine bu ölülerden alınan geçmiş kimlikler, kültürler, deneyimlerdir. yaratık ilk başlarda viktor'u çok sever ve mutludur. ancak zekası çok geridedir. bilinç kazandıkça akıllanmaya başlar, akıllandıkça acı çekmeye başlar ve yaratıcısına kin duyar.

güzeller güzeli lady elizabeth(kadın gerçekten çok güzel) ise hayatın kendisini temsil ediyor. hayat gibi çekici ve çok güzel. hem viktor hem de yaratık kadına ulaşmaya çabalar. yaratığın ilk başlarda kadınla arası iyidir, ancak yaratık zeki olmadığı için kadın ondan uzaklaşır. viktor akıllıdır, ancak çok plancı olduğu için kadın ondan uzaklaşır. ikisi de değerini anladıklarında kadın ölür. bir iki replik var kullandığı, yazmadan edemeyeceğim.
"yitirilmek ve bulunmak, aşkın ömrü budur işte. bu kısacık sürede kendi trajedisi içinde aşk ölümsüzleşir" (burada gözlerim dolduğu için durdurmak zorunda kaldım filmi)
"fikirler zayıf zihinler için tehlikelidir"

gelelim viktor'a. viktor'u teolojik bağlamda tanrı olarak okuyabiliriz, insanın içindeki tanrı olarak okuyabiliriz, veya daha sığ olmakla beraber insanın içindeki kibir olarak okuyabiliriz. veya hepsini aynı anda içeren dinamik bir kalıba sokabiliriz. ben en son seçeneği seçiyorum. viktor bazı yerlerde tanrıdır, bazı yerlerde insanın kibridir, bazı yerlerde anlam arayan insandır. ana motivasyonu ise yarattığı yaratıkla aynıdır, yani kendi yaratıcısına meydan okumak. ancak detaylar konusunda emin olamadığım için bu paragrafla bırakayım viktor'u

toparlayacak olursak, del toro'nun filmi, yaradılış krizini, yaradılış trajedisini bana göre en iyi ifade eden frankenstein filmi olmuş.
kevin hart - acting my age
ünlü komedyen kevin hart'ın netflix'te yayınlanan gösterisi.
açılış sekansı gerçekten müthişti, bu bir komedi programında hiç görmediğim bir format.

izlerim ama genelde pek kahkaha atmam bu programlarda, ama kevin birkaç kez kahkaha attırdı bana(bunu bizim cem yılmaz başaramamıştı). ana malzemesi ailesi ve yakın akrabaları ve gerçekten çok sert şeyler anlatıyor. ailesi ve akrabaları için hiç kolay şeyler değil bunlar hahah

henüz yarısını izledim. gerekirse editlerim yine.
koşuculara tavsiyeler
tesadüfen fark ettiğim önemli bir detay.

şayet koşudan önce birkaç set ağırlık çalışır ve nabzı biraz yükseltirseniz vucudunuz genel bir yüke hazırlık sürecine giriyor, nöromüsküler aktivasyon deniyormuş buna. bu süreçte adrenalin salgılanıyor ve eklemler yağlanıyor(evet öyleymiş). bu sayede ilk km'lerde ağrı sızı çekmeden koşabilir hale geliyorsunuz.

ben 15 dk yapıyorum bu ön çalışmayı yetiyor
pluribus
ek olarak, uzaylılar neden özürlü gibi davranıyor derseniz onun da gayet makul bir sebebi var. bu da muhteşem kemik bir detay.

dünyadaki tüm insanların bilgi işleme yeteneğini kullanan tek bir işlem gücü ile sıradan bir insanın arasında devasa bir fark vardır. bir kum tanesi ile plajın farkı gibi. bu seviyede bir bilinç için de obsesif kadının yaptığı her şey beklenen ve normal bir şeydir. bir şeyin normal olabileceğini kabul ederseniz, bunu kanıksarsanız ona öfkelenmeyi de bırakırsınız ve eylemler tuhafınıza gitmez. çok gerekiyorsa kendinizi koruyabilirsiniz, ama yargılamazsınız. uzaylıların da yaptığı bu burada.
roman yazmak isteyenlere tavsiyeler
birkaç roman/novella yazmış birisi olarak burada internette pek bulamayacağınız çok önemli birkaç trick vereceğim.

1- çok iyi bir hikayeniz olabilir, ancak bunun hazırlık süresi kısa olmalıdır. beğendiğiniz ünlü yazarlar gibi 20-30 sayfayı bir hazırlık süreci yaparsanız o kitabı kimse okumaz. okurun bu aşamaları geçmesi tamamen kitabın yazarına duydukları saygı ve sevgi ile bağlantılı bir şeydir. hatta sizin kitabınıza para verdilerse şayet, kitaba başlarken biraz sinirli olurlar. para vermedilerse de okumaya isteksiz olurlar.
o yüzden bam bam olayların ortasından başlayın. birisi ölmek üzere olsun mesela veya bir kavganın ortasından başlayın. hazırlık sürecini aksiyona yedirin. bu şekilde o ilk algı bariyerini yıkmak ve kullanıcıyı kitabın içine çekmek için bir şansınız olur. aynı şey filmler için de geçerli. ünsüz biriyseniz böyle başlamalı filminiz bir şansınızın olması için.

2- ikinci konu, yayıncı yayıncı dolaşmayın. self publishing yapın diğer türlü çok üzerler sizi(aı ile konuşabilirsiniz detayları). büyük yayıncılar nepotizm mekaniğiyle çalışır, küçükler ise olaya tamamen ticari bakar. kitabınız basılır evet, ama bu süreçte kapağı ile ayrı uğraşırsınız, editörü ile ayrı, grafikeriyle ayrı. bu arkadaşlar üstünkörü iş yaparlar, benim kitabımın bir baskısında hatalı metin basıldı sayfalarca. böyle şeyler işte.

3- öyle bir kitap yazacağım zengin olacağım hayalleri kurmayın tavsiyem. benim basılı kitaplarım 50 satmıştır satmamıştır. self publishing ile ise yaklaşık 25.000 kişi kitabımı okudu ve bunlardan kazandığım para 40 lira.

aşağıda da en çok satan kitabım bulunuyor. okumak isterseniz: https://play.google.com/store/books/details?id=hp_seaaaqbaj

edit: sanırım bir hata sebebiyle link çalışmıyor. google kitaplar üzerinden search edip ulaşabilirsiniz.
pluribus
izleyici tarafından yüksek rating almış apple tv dizisi.

geçenlerde izledim birkaç bölüm, aşağısı hafif-orta derecede spoiler içerir.
teknik detaylara her zaman önem vermişimdir amatör bir sinemacı olarak. bu yapımdaki en beğendiğim teknik detay ise uzaylılar tarafından yaratılan virüsün yapısı oldu.

benim yazılarımda da sıklıkla dile getirdiğim gibi, medeniyet ve ahlak arasında sıkı sıkıya bir bağ vardır. bir medeniyet hem çok gelişmiş hem de kötü istilacı bir medeniyet olamaz, çünkü gelişirken kendisini yok etmek zorundadır(böyle devam edersek bizde olacağı gibi). yapımcılar bu detayla bilimkurgu yapımının hakkını vermiş bulunuyor benim için.
ben obsesif başrol arkadaşa biraz gıcık oldum. artı 3 bölüm geçmesine rağmen hala aynı döngüler tekrarlandığı için sıkıldım biraz.

dipnot: bahsettiğim konuyla ilgili daha detaylı bilgiler elde etmek isterseniz, fermi paradoksu nedir yazarak arama yapabilirsiniz.